5 Ağustos 2010 Perşembe

"Aslında Kiminle Savaşıyoruz?"


GÜNCEL'E BAKIŞ 1

Genelkurmay ve Soru İşaretleri :

Düşünüyorum, daha bilmediğimiz neler var? Daha neler neler bizden saklanıyor, yıllarca, güzel yapılan bir makyaj misali, aslında altında kırışık ve sivilceli bir surat gibi, daha neleri öğreneceğiz zamanla? Neden hata yapanı, suç işleyeni bizim tarafımızda olsa bile uyarıp düzelteceğimize; koruyor, kolluyor, saklıyor ve ödüllendiriyoruz? Siyasi iktidar konu asker olunca niye ürkek davranıyor, halbuki onları ezici çoğunlukla yeniden iktidara getiren olay, bir muhtıraya karşı sergiledikleri yürekli duruş değil miydi? Peki karşılığı bu mu olmalı ki tam ciddi ve tehlikeli iddialar gün ışığına çıkarken, bir diğer deyişle Genelkurmay Başkanıyla yaptığı bir toplantıyla işler kaldığı yerden aynen devam mı etmeli? Düşünsel olarak Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren, fiili olarak ise 25 yıldır süren bir savaştan bahsediyoruz; harcanan milyonlarca lira para, şehit olan binlerce asker, sefil olan binlerce Kürt vatandaşımız ve terörist isminin arkasına atılıp canlarını yitiren yine binlerce –bizim- vatandaşımız. Artık alışageldiğimiz üzere tam barış için umutlar yeşerirken; gizli ve karanlık bir elin (yine ve yeniden) devreye girmesi durumunu yaşıyoruz. Gözlerimizin önünden film şeridi gibi geçiyor olaylar, yıllarca ortada olan bir savaş ve bizlerden götürdükleri.

Başıboş bırakılan bir ordu, hesap vermeyi bırakın birçok kez hesap sormaya kalkan bir ordu, canı sıkıldığı zaman meclisi kapatan, hükümetler deviren, yönetime el koyan bir ordu. Karşısında düşman olmasa bile düşman yaratan, Türkiye’de elinde bulundurduğu gücü; demokrasi, hukuk ve AB üyeliği ile kaybedeceğini anlayan, can çekişen, son çırpınışlarını yapan bir ordu. Askeri konular dışında her imkan bulduğunda tüm manifestoları veren, Genelkurmay Başkanları’nın değişik zamanlarda, görülmekte olan davaları etkileyen, ‘tanırım iyi çocuklardır’ sözünden, topraktan çıkan law silahlarına boru diyen, onlarca gazeteciyi karargahta toplayıp hepsine gözdağı veren, ıslak imzalı hükümeti devirme planına kağıt parçası diyen, bir haber programına çıkıp Türkiye’nin derin ve kirli tarafıyla yüzleştiği yüzyılın davası hakkında atıp tutan, iddianamelerde sanık pozisyonundaki meslektaşlarını koruyan, basın toplantılarında masaya vurarak konuşan, yine ciddi bir davada arandıkları halde mahkemeye gitmeyen meslektaşlarını kollayan, tutuklanmalarını engelleyip terfilerine çalışan bir ordu. Hükümeti devirmek için planlar yapan, toplum içinde infial yaratmaya çalışan, 21.yy’da hala cuntalaşan veya buna çabalayan, yaptığı hataları ört bas etmeye çalışan, karanlık yanı bulunan ve aydınlanmasına da izin vermeyen bir ordu.

Çeşitli iddialar ile karşılaşıyoruz bu günlerde. Gerçi bunları daha önce de duyuyorduk ama son zamanlarda daha net ve açık bir şekilde karşımıza çıkıyorlar. Aktükün’ü, Dağlıca’yı, Şemdinli’yi, Genelkurmay’ın bir hafta açıklama yapmadığı, daha sonra bu dosyanın üç yıldır görülmeyi beklendiğini öğrendiğimiz iki asker arasında geçen ‘Heron’ muhabbetini, Gediktepe baskınında Emniyet’in (TEM) Jandarma’yı baskından bir gün önce hem de koordinat vererek uyardığını ve son olarak da 20 Temmuz günü yapılan Hantepe baskınını Heronların anı anına görüntülediğini, Genelkurmay dahil otuz askeri birimin baskını ‘naklen’ izlediğini ama karşılık vermediğini duyduk, duyuyoruz. Bunlara karşılık da şehit olan birçok askerimiz. Temizlenmeyi bekleyen bir ordu, buna cesaret gösteremeyen bir iktidar, bu konularla uzaktan yakından ilgisi olmayan muhalefet partileri, kendi ideolojilerinin derdine düşmüş sivil toplum örgütleri, bunları yazmak bir yana görmemezlikten gelen, unutturmaya çalışan medya ve daha niceleri.

Bundan sonra beklentimiz bu iddiaların bir an önce açıklığa kavuşturulmasıdır. Televizyon karşısında bulunduğu kurumunu ateşli bir şekilde savunan Genelkurmay Başkanı, yine kurumunun iyiliği adına iddialar doğruysa sorumluları ayıklamalıdır. Siyasi iktidar bu iddiaları takip etmeli, peşini bırakmamalı, cesaretli olmalıdır. Dış politikada çoğu kişinin güvenini kazanan, desteğini sağlayan Hükümet, iç politikada da gerekli dirayetin aynısını gösterebilmelidir. Yürekli bir şekilde başlattığı, çeşitli isimlerler adlandırdığı, son olarak Demokratik Açılımı, gittikçe kontrolünü kaybettiği bu girişimi bir an önce hızlandırmalı çeşitli yasal düzenlemelerle bunun bir göz boyama olmadığını insanlara kanıtlamalıdır. Yine iktidar olmasında katkısının yüksek olduğu, son zamanlarda yavaşlayan, AB yolunda, attığı adımları hızlandırmalıdır. Bilmelidir ki, bu tarz kilit politikalarla iç huzuru, devlet içi hukuku, sağlıklı demokratikleşmeyi ve eşitliği sağlayabilir, yaratmak istediği Güçlü Türkiye’yi ancak böyle başarılı bir şekilde ortaya koyabilir. Çeşitli ve güçlü engellemelere rağmen, bu zamana kadar sıkça gördüğümüz şekilde devam eden ‘statüko’ durumunu korumaya çalışanlara karşı dik durmalıdır. Muhalefet partileri ise bu tehlikeli zamanda ırkçı ve provokatif çıkışlardan kaçınmalıdır. Medya da ısrarla bu oyunların üstüne gitmelidir. Zira referandum süreci yaklaşırken bu tarz kirli tezgahlar artabilir. Ülkenin kaos ortamına sürüklenmesini dört gözle bekleyen insanlar, derin yapılanmaları ve bağlantıları ile çeşitli kurumları kullanarak şehit haberlerinin artmasını isteyebilir, harekete geçebilirler. Devlet ancak temiz ve şeffaf kurumları ile buna karşı ciddi bir duruş sergileyebilir.

Düşünüyorum, yıllardır bize ‘ülkeyi bölmeye çalışan, birlik beraberliğimizi hedef alan bir terörist gurupla’ savaştığını söyleyen bir ordu. Buna inanan, inanmak isteyen, inanmaktan başka çaresi olmayan biz Türkiyeliler. Düşünmeye çalışıyorum. O kadar asker, o kadar insan ne diye, nasıl, kim/kimler tarafından ölmüş, öldürülmüştü? Bize her baskından sonra söylenen sözler geliyor aklıma. ‘Hain pusu’ , ‘Kahraman askerler’ , ‘Şehitler ölmez vatan bölünmez’.

‘Güneşi Gördüm’ filminin bir repliğini hatırlıyorum. Baba rolündeki Altan Erkekli, terör nedeniyle göçe zorlanır. Ondan evini, köyünü, doğduğu toprakları terk etmesi istenir. Gitmek için her şey hazırdır. Vedalaştığı Yüzbaşıya(Yiğit Özşener) şu sözleri söyler: “Ne oluyor, kim bitirmiyor bu illeti hiç bilmiyorum.” Sonra benim aklıma bir soru geliyor: “Yıllardır süren savaşta, aslında kiminle savaşıyoruz?”

Bir sonraki " Güncel'e Bakış " bölümünde görüşmek üzere..

Hakan Tamtürk