
Aslında yabancı olmadığımız bir konu olarak görebiliriz Başkanlık sistemi ve Parlamenter sistem kavramlarını. Son bir senede ülkemizde de çeşitli siyasi polemikler sonucunda tartışılması ayyuka çıkmış, özellikle Başbakan’ın ortaya döktüğü sesli düşünceleriyle Türkiye farklı bir münazara ile karşı karşıya kalmıştır. Benim de ele alacağım konu bu iki kavram arasında geçecek ve elimden geldiği kadar yararlandığımı belirttiğim kaynaklar yardımıyla bu tartışmanın iki temel maddesini açıklamaya çalışacağım.
HÜKÜMET SİSTEMLERİ :
Var olan demokratik ülkelerin farklı hükümet sistemlerine sahip olduğu, özellikle kendisini liberal sayan ülkelerin yine kendisine uygun sistemi belirleyip uyguladığı aşikardır. Örneğin federal bir devlet olan ABD başkanlık sistemi, demokrasinin beşiği olarak gösterilen İngiltere parlamenter sistem ve 5. Cumhuriyet sonunda kendisine uygun düzeni bulabilen Fransa yarı-başkanlık sistemi ile yönetilmektedir. Aslında bakılırsa önemli olan hükümet sistemi değil, demokratik bilincin yakalanıp yakalanmadığı meselesidir. Ülkenin sosyo-ekonomik şartları, gelenekleri ve diğer kendine has özellikleriyle, hükümet sistemi uyumlu olmalıdır. Mümtaz’er Türköne ise “Farklı hükümet sistemleri arasındaki temel kriterin yürütme ile yasama organı arasındaki ilişki olduğunu” belirtmiştir. Türköne’ye göre “Yargı her hal ve şartta bağımsızdır. Eğer yürütme ve yasama büyük oranda tek gücün elinde toplanıyorsa buna parlamenter, bu iki erk tamamıyla bağımsız ise bu sisteme başkanlık sistemi adı verilir.”
A.Temel Hususları ve Katı Kuvvetler Ayrılığı :
Yürütme erkinin yani başkanın doğrudan halk tarafından seçildiği sistemdir. Yukarıda da belirttiğimiz üzere bu siyasal sistemde yasama ve yürütme arasında keskin bir çizgi vardır. Başkan ne seçilirken ne de görevini sürdürmek için Parlamentonun güvenoyuna ihtiyaç duymaz. Bir diğer taraftan da başkan yasama organını feshetme ve onun görev süresini kısaltma gibi bir hakka sahip değildir. İşte bahsettiğimiz ‘katı kuvvetler ayrılığı’ kavramı buna denk gelmektedir. Başkanlık sisteminin başka bir özelliği de hükümet üyelerinin parlamentoda yer almadığı gerçeğidir. Başkan tabir-i caizse kabinesini ‘profesyonel yönetici’ dediğimiz, kendine yakın ve daha rahat çalışabileceğini düşündüğü kişilerden kurar. Bunlar doğrudan başkana bağlı ve ona karşı sorumludurlar. Başkan gerekli görürse bu kişileri görevden alma yetkisine sahiptir. Başkanın kabinesini yasama organının dışında, seçmen baskısı altında olmayan kişilerden kurması, başkanlık sistemindeki katı kuvvetler ayrılığı noktasını destekleyici bir örnektir. Bilinmesi gereken bir diğer husus, başkanın temel danışmanının genelde dış işleri bakanı olduğudur.
Başkanlık sisteminin tarihine baktığımızda İngiltere ve Amerika arasındaki ilişkiyi görürüz. İngiltere’den yoksulluk ve baskı sonucu Amerika’ya göç edenler, Amerika’daki koloni sayılarını arttırdı, bununla birlikte Kuzeydoğu Amerika’da bir çok kendisini özgürce yönetebilen İngiliz Cumhuriyetçiği oluştu. Sayıları on üçü bulan kolonilere İngiltere daha baskıcı ve sömürgeci yöntemler uygulamaya başlayınca, bu sürtüşmelerden doğan 1775-1783 yıllarındaki savaş patlak verdi ve savaşı Amerika kolonileri kazandı. 1774 yılında Kongre adıyla konfederasyona doğru ilk adım atıldı. 1777 yılında ise savaş süreci içinde Konfederasyon kuruldu ve bağımsızlığını kazanan 13 koloni uzlaşmayla bir federasyon altında birleşti. 1787 yılında da artık yeni bir devlet olan ABD kurulmuş oluyordu. 1787 Anayasası ile kurulan ABD; güçler ayrılığı, fren ve denge mekanizması, federatif yapı ve hak ve özgürlükler temeli üzerine inşa edilmiştir. Katı bir niteliğe sahip olan bu anayasanın değiştirilebilmesi için her iki meclisin de ayrı ayrı 2/3 çoğunluğu ve eyalet yasama organlarının en az 3/4’ünün onayı gereklidir. Bu anayasanın ilginç bir özelliği üstünde önemli bir değişiklik yapılmadan 1787 yılından günümüze kadar gelebilmiş olmasıdır. Ozan Erözden ve Fazıl Sağlam’a göre bunu “Amerikan toplumunun temel uzlaşmaya ve bu uzlaşma üzerinde kurulan demokratik toplum ve devlet düzenine bağlılığı, hak ve özgürlük düşkünlüğü ve anayasanın çok iyi işleyen güçlü ve bağımsız bir yargı organının esnek yorumlarıyla güncelleştirilebilmiş olmasıyla açıklamak mümkündür.” Başkanlık sisteminin günümüzdeki en yetkin örneği olan ABD’de yürütme yetkisi ABD başkanına, yasama yetkisi ise Senato ve Temsilciler Meclisi’nden oluşan Kongre’ye aittir. Yargı yetkisini yüksek mahkeme ve alt mahkemeler kullanır. Bu sisteme yönelik açıklamalarda genellikle ABD modelinin ele alınması, istisnai bir başarılı uygulamanın sonucudur. Başkan genel oy ve iki dereceli seçimler sonucu 4 yıl için göreve getirilir. Bir kişi en fazla iki kez başkanlık koltuğuna oturabilir. Başkanın Kongre karşısında tek üstünlüğü gönderilen yasaları veto etme hakkına sahip olmasıdır. Ancak senato üçte iki çoğunlukla bu yasayı başkana rağmen çıkartabilir. Yine başkan diğer ülkelerle antlaşma yapma yetkisine sahiptir. Ancak bu da senato’nun onay ve tavsiyesi ile mümkündür ve yürürlüğe girebilmesi için de yine senato üyelerinin üçte iki çoğunluğunun onayı gereklidir. İşte ABD'de bu durumun özel adı ‘fren ve denge’ sistemidir. Anayasada ayrıca senato’nun onay ve tavsiyesi ile başkanın; büyükelçileri, anayasa mahkemesi yargıçlarını, diğer kamu görevlilerini ve konsolosları atama yetkisi vardır. Tayyar Arı’ya göre “Üst düzey bürokratların atanmaları yetkisini başkana veren anayasa bunların göreve başlayabilmelerini senatonun onayına bağlayarak yetkiyi kongre ile başkanın birlikte kullanabilmesini öngörmüştür.” Anayasa bir diğer maddesinde yabancı büyükelçileri ve diğer temsilcileri kabul yetkisini başkana vermiştir. Bunda senato onayı gerekmediğinden başkan bu yetkisini istediği gibi kullanabilir. Yukarıda kullandığım istisnai örnek durumunun ana mantığı, başkanlık sisteminin ABD’de diğer ülkelere nazaran çok daha demokratik bir yapı altında uygulanıyor olmasıdır. Latin Amerika ülkelerinin çoğu şuan sözde başkanlık sistemleriyle yönetilmekte ama başkana ek yetkilerin verildiği ve sistemin temel özelliklerinin yozlaştırılması sonucundan bu ülkelerdeki durum biraz daha keyfi bir düzene, bir diğer deyişle diktatörlüğe doğru kaymaktadır.
Federal devlete ait yetkiler: Dış siyaset, savaş ve barış, antlaşmalar, ulusal ordu, dış ticaret, Birleşik Devlet yapısı, bütçesi ve posta hizmetleridir. Bunlara karşılık eğitim, sağlık, zabıta seçimleri federe devletlerin yetkisine bırakılmıştır. Bütün federe devletlerin kendi yasama, yürütme ve yargı organları vardır. Yasama iki meclislidir, yürütme yetkisi genel oyla seçilen valiye aittir. Her eyalet iki ya da üç basamaklı bir yargı kuruluşuna sahiptir. Ayrıca her bölgede de bir yüksek mahkeme yer alır. Sonuç itibariyle en önemli husus, her eyaletin federal hukuk düzeni yanında federal yapıya uygun olmak koşuluyla kendine özgü bir hukuk düzenine ve yasalara sahip olmasıdır.
Yasama organı olan Kongre iki meclisten oluşur. Bunlardan biri her federe devletin, nüfusuna bakılmaksızın ikişer üye ile eşit olarak temsil edildiği senato, diğeri ise her eyaletin nüfusuna göre üye seçtiği temsilciler meclisidir. Senatonun üye sayısı eyalet sayısının iki katı yani 100’dür. Temsilciler meclisinin üye sayısı en son 435 olarak belirlenmiştir. Senatonun üçte biri için iki yılda bir seçim yapılır. Normal senatörlük süresi altı yılda bir seçimle oluşturulur. Buna karşılık temsilciler meclisinin tümü iki yılda bir seçimle oluşturulur. Yasalar her iki mecliste de ayrı ayrı kabul edilmelidir. Ancak vergi yasaları sadece temsilciler meclisinde önerilebilir. Bu ayrım sadece öneri bakımından yapılır sonuç itibariyle vergi yasası hükümleri de ayrı ayrı iki mecliste onaylanmalıdır.
Yürütme yetkisi daha önce de belirttiğimiz üzere 4 yıl için seçilen başkana aittir. Başkanın 13 tane bakanı/sekreteri vardır. Başkan gerekli gördüğü zaman bakanlarıyla bir araya gelir. Yürütme yetkisine ilişkin son kararları başkan verir. Bununla ilgili Başkan Abraham Lincoln bir konuda bakanları arasında yaptığı oylama sonunda "Yedi hayır, bir evet, evetler kazandı." deyişi ünlüdür. Erözden ve Sağlam’ında belirttiği gibi “Parlamenter sistemdeki iki başlı yürütme organı başkanlık sisteminde yer almamaktadır. Devlet başkanlığı ve yürütme organı başkanın şahsında birleşmiştir.”
ABD’de yargı organı üç basamaklıdır. En yukarıda 9 üyeli yüksek mahkeme yer alır. Üyeleri bu mahkemeye atandıktan sonra görevden almak mümkün değildir. Emeklilik yaşları geldiğinde dilerlerse aynı maaşla emekliye ayrılırlar. Ayrılmazlarsa ölene kadar üyelik yaparlar. Amerika'da yaygın olan deyimiyle "Bir yüksek mahkeme üyesi asla görevden çekilmez ve nadiren de ölür."
Başkanlık sisteminde parti disiplini gevşektir. İki büyük parti Cumhuriyetçi ve Demokrat parti’nin her eyaletteki örgütleri bağımsızdır. Genel merkezleri yoktur. İki büyük parti arasında aşırı ideolojik farklılık olmaması nedeniyle sistemin işlerliği artar. Cumhuriyetçi parti üye devlet yetkilerinin geniş tutulmasına ve geleneksel değerlerin korunmasına, Demokrat parti ise Birleşik Devlet yetkilerinin arttırılması ve azınlık kümelerinin isteklerinin karşılanmasına ağırlık verir.
C.Toplum Sözleşmesi ve Başkanlık Sistemine Etkisi :
Can güvenliği, mal güvenliği ve özgürlük üstüne kurulu ABD anayasası, kendisine toplum sözleşmesini ilham almıştır. John Locke’un “insanları doğa durumunda kimseden izin almadan ve başka birinin iradesine bağlı olmadan, doğa yasasının sınırları içinde eylemlerini düzenlemek, mallarını ve kişiliklerini uygun buldukları gibi kullanmak konusunda yetkin bir özgürlük durumudur.” tasviri önemli bulunmuş ve temel alınmıştır. İnsanlar bir araya gelerek yalnızca cezalandırma yetkilerini devretmek üzere bir toplumsal sözleşme yapmış ve böylece toplumu ve devleti kurmuşlardır. Devletin temel amacı nelerin suç olduğunu belirlemek ve cezalandırmaktır. Bunun dışında can-mal güvenliği ve özgürlük devletin müdahale edemeyeceği alanlardır.
2.PARLAMENTER SİSTEM :
A.Temel Özellikleri :
Parlamenter sistemde gücün ağırlık kazandığı kilit organ parlamentodur. Yürütme işleri iki ayrı organ tarafından yerine getirilir. Bu sistem hem monarşilerde hem cumhuriyet rejimlerinde de pekala görülebilir. Örneğin monarşilerde devlet başkanı; kral, prens, imparator iken cumhuriyette Cumhurbaşkanı’dır. Siyasi rejime göre devlet başkanı veraset veya seçimle işbaşına gelir. Devlet başkanının seçimle işbaşına geldiği rejimlerde, seçimi yapan organ genellikle parlamentodur.
Yürütme işleri esas itibariyle hükümet başkanı ve bakanlar kurulunundur. Bu sistemin önemli özelliklerinden birisi de başbakanın parlamento içinden çıkmasıdır. Yasamanın yürütme üzerindeki ağırlığı bu noktadan anlaşılabilir. Yürütmenin fiili başı olarak adlandırılan başbakan, parlamentonun güvenine ve desteğine sahip olmalıdır. Bakanları meclis üyesi olma şartı olmamasına rağmen, çoğu ülkede bakanlar meclis içinden seçilirler. Yumuşak bir kuvvetler ayrılığı anlayışına sahip olan parlamenter sistemde, yasama ve yürütme erkleri arasında işbirliği ve etkileşim yoğunluktadır. Karşılıklı bağımlılıkta kuvvetler ayrılığı kavramını sekteye uğratabilir. Yukarda da belirttiğimiz gibi başbakan güvenoyuna ihtiyaç duyarken, her an parlamentodan gelecek güvensizlik kararıyla düşme tehlikesine maruz kalabilir. Ayrıca yürütmenin tepesinde yer alan devlet başkanı şartlar oluştuğunda meclisi feshedebilme yetkisine sahiptir. Parlamenter sistemde devlet başkanının siyasi sorumluluğu yoktur. Bu nedenle görev süresi boyunca bazı istisnai koşullar dışında görevden alınamaz. Yetkileri semboliktir. Asıl siyasi sorumluluk bir diğer yürütme başı olan başbakandadır. Başbakan kurduğu bakanlar kurulu meclise karşı sorumludur ve güven duyulduğu sürece görevde kalabilir. Bu sistemde meclis sayısı tek ya da çift olabilir. Bunda ülkenin siyasi altyapısı, gelenekleri ve nitelikleri belirleyici olur. İngiltere’de çift meclis varken( Avam ve Lordlar Kamarası), İtayla, Almanya ve Türkiye’de tek meclis vardır. Yukarda da belirtmiştik yürütme ve yasama her ne kadar ayrı gibi görünse de uygulamada sıkı bir işbirliği içindedir. Zira hükümet parlamentoda çoğunluğa sahip parti veya partiler tarafından kurulmaktadır. Bunun sonucunda seçimden zaferle çıkan parti hem yasama hem yürütme gücünü tekeline alabilir. En önemli zaafı bu olarak gösterilen parlamenter sistemde seçim zaferinden sonra keyfi uygulamalara gidebilecek siyasi iktidarların çoğunlukta olabileceği savunulur. Bunu kırmanın tek yolu Türköne’ye göre “Güçlü bir sivil toplum bilinci yaratmak ve toplumsal kontrol mekanizmasının bu tarz keyfi davranışların önüne geçmesini sağlamaktır.”
B.Tarihsel Gelişimi ve İngiltere Parlamenter Sistemi :
Kral 1.William, ele geçirdiği Norman adası sonucunda yerel feodal beylerin mülklerini ellerinden alarak kendisine bağlı soylulara dağıtması, daha sonraki süreçte birbirinin karşısına geçecek iki güç bloğunun oluşması anlamını taşıyordu: Kral ve onun güçlü merkeziyetçi yapısı karşısında, çıkarlarını koruyabilmek için kendi aralarında ittifak oluşturmak zorunda kalan feodal beyler. İlk açık müdahale 1215 yılında ‘Magna Carta Libertatum’ siyasi belgesiyle sonuçlandı. Siyasi olarak güçsüz düşen kral, bazı haklarını yazılı olarak soylulara devrediyordu. Bu belge parlamenter rejimin gelişmesini ilgilendiren önemli hükümlerde taşımaktadır. Özellikle 12.maddesi “Kral’ın, feodal sistem içinde olağan sayılan yardımlar dışında, baronların ve yüksek dereceli kilise mensuplarının onayı olmaksızın soylulardan para ya da türlü yardım talep etmesi yasaklanmıştır.” Bunun sonucunda kral artık soyluların onayı olmadan yeni vergiler koyamayacaktır. 14.maddeye göre ise “Kral, yeni vergi koyma konusunda onay almak üzere, soylulardan oluşan ‘Magnum Concilium Regis’i toplamak zorundadır.” Bu konsey daha sonra Parlamento’ya dönüşecektir.(1265) Daha sonraki tarihsel süreçte parlamento ve kral arasındaki güç mücadelesi sürecektir. Sonunda parlamentonun üstünlüğü sağlanırken oy hakkı da her geçen yıl genişleyecekti. Tabi bununla birlikte siyasal partilerin ağırlık kazanması ve belirlenmesi ortaya çıkacaktı. Başlangıçta Muhafazakar ve Liberal parti ile siyasal yaşamda kendisini gösteren partilileşme süreci, 1922’den sonra İşçi partisinin sahneye çıkması ve Liberal partinin geride kalmasıyla yeni bir şekil kazanacaktı. Bugüne kadar da bu iki büyük parti dışında( Muhafazakar ve İşçi) diğer partilerin etkili olamadığını söyleyebiliriz.
C.Yapısal Elemanları ve Yumuşak Güçler Ayrılığı :
Bugün parlamenter rejimlerde var olduğu savunulan yumuşak güçler ayrılığından söz etmek gerekirse, yasama ve yürütme arasındaki kaynaşma ve işbirliğinden dolayı parlamenter sistemde güçler ayrılığı yasama-yürütme erkleri ile yargı gücü arasında varlığını korumaktadır diyebiliriz.
Parlamenter sistemde yürütme organı iki başlıdır demiştik: Devlet başkanı ve başbakan ile bakanlar kurulu. Devlet başkanının tarafsız olması ‘hakemlik’ görevi açısından önemlidir. Devlet başkanı hükümeti kurma görevini çoğunluğa sahip parti liderine verir ve hükümeti de bu kişi başbakan sıfatıyla temsil eder. Yasama ve yürütme arasındaki denge ve işbirliği parlamenter sistemin önemli noktalarından bir tanesidir. Bu önemli nokta her organın ötekinin işlerine katılmasıyla sağlanır. Örneğin hükümet yasa önerme yetkisine sahiptir. Yasama organında geçen yasalar devlet başkanı tarafından onaylanıp daha sonra yayınlanır. Buna karşılık yasama organı da daha önce belirttiğimiz üzere gensoru, soru, genel görüşme, meclis araştırması ve soruşturması gibi yöntemlerle hükümeti denetleme yetkisine sahiptir.
Bu iki erk arasındaki denge unsuru açısından anlaşmazlıklar zamanı parlamentonun hükümeti düşürme yetkisinin karşısında hükümetin de parlamentoyu feshetme yetkisi mevcuttur. Belirli şartlar oluştuğunda bu denge mekanizması devreye girebilir.
3.KARŞILAŞTIRMA VE SONUÇ :
- Başkanlık sistemi Parlamenter sisteme göre siyasi istikrarı daha iyi sağlayıp sürdürebilir. Başkan; güvenoyu, parti grupları baskısı, parlamento içi dengeleri gözetme gibi sorunlarla karşılaşmayabilir ve hükümet krizleri yaşanmayabilir.
- Yürütmenin başının halk tarafından seçilmesi ve yürütme ile yasama arasındaki güçlü ayrım dikkate alındığında daha demokratik olduğu iddia edilebilir. Ayrıca sistem gereği daha istikrarlı ve hızlı işleyişli bir yönetim tarzı oluşacağı söylenebilir.
- Başkanın yetkilerini toplum çıkarlarına ve özgürlüklere aykırı bir şekilde kullanma durumu oluşabilir. Güçlü sivil toplum yapısı olmayan devletlerde bu büyük sıkıntılara yol açabilir. Buna karşıt bakış açısıyla bu durum güçlü bir devlet yönetimi doğurabilir. Tek elde toplanan gücün faydalı kullanılması, parlamenter sistemdeki gibi yürütme gücünün bölünmesine göre daha iyi sonuçlar ortaya çıkartabilir.
- Yasama organının denetleme mekanizması sayesinde başkanın her yerde sanıldığı kadar güçlü olmadığı görülebilir. Başkanlık sistemine bir diğer eleştirel görüş, hem yürütmenin hem yasama organlarının ayrı ayrı meşruiyet iddiasında bulunabilme durumudur. Uyumsuzluk artabilir, şiddetlenme ihtimali kuvvetlenebilir. Bunun sonucunda da yasama ve yürütme arasında kilitlenmeler yaşanabilir.
Bir sonraki " Açık Derlemeler " bölümünde görüşmek üzere..
Hakan Tamtürk
4.KAYNAKÇA :
1- ARI, Tayyar, ‘Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika’ syf: 190-207
2- ARNHART, Larry, ‘Siyasi Düşünce Tarihi’ syf: 271-315
3- SAĞLAM, Fazıl – ERÖZDEN, Ozan, ‘Anayasa Hukuku Dersleri’ syf: 44-58
4- TÜRKÖNE, Mümtaz’er, ‘Siyaset’ syf: 160-166
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder