25 Haziran 2010 Cuma

"Demokratik ve Özgür Toplum Fikrinin Güney Afrika'daki Mimarı'nın Toprağında Bir Dünya Kupası"


FUTBOL'UN DİLİ 1

2010 Dünya Kupası Analizi 1

Grup Maçlarında Akılda Kalanlar :

Birkaç dakika 2006 dünya kupasına dönelim. Grup maçlarından sonraki ilk eleme maçlarından bir tanesini iyi hatırlıyorum. E grubu birincisi İtalya, F grubu ikincisi Avustralya'yı Totti'nin penaltı golüyle 1-0 elemiş ve final yolunu belki de haksız bir biçimde aralamıştı. Hakemin verdiği yanlış penaltı kararı ile Hiddink'in takımı Avustralya'nın üstün ve güzel futbolu birbirleri karşısında dikilmiş gibiydiler o gün. Kazanan da hakemin verdiği haksız penaltı kararı, yani İtalya idi. O italya'nın karşısına finalde, Zidane'li Fransa dikiliyor, kupayı Lippi'nin İtalyası kaldırıyor, finalden/futboldan çok Zidane'nin İtalyan futbolcu Materazzi'ye attığı kafa manşetleri ve gündemi kaplıyordu.

2010 Afrika dünya kupası başlamadan önce hepimizin dileği ve beklentisi tabi ki iyi futbol, güzel goller ve bol skorlu maçlardı. Aslında ne yalan söyleyeyim, ben böyle olmayacağını az buçuk tahmin etmiştim. Nedenini yazımın içinde belirteceğim ama önce özel olarak Fransa milli takımını ele almak istiyorum. Kupaya gelişleri kadar gidişleri de büyük olay olan Fransızlar için ne denirse az gelir heralde. Henry'nin elinin yardımıyla attırdığı golle kupaya gelen, kötü performans ile grup sonunculuğu, Domenech'in 23 kişilik kadro seçimi ve kupadaki 11 seçimi, takım üstündeki otoritesinin yaprak misali sallanması, Anelka ile yaşadıkları ve en sonunda futbolcuların antrenmanı zam bekleyen işçiler misali boykot etmesiyle kupaya veda eden Fransa. Yazımın ilk paragrafında belirttiğim üzere son dünya kupası finalistlerinden, kaybeden, kupaya futbolu ile konuşulmadan veda ediyordu hemde grup sonunculuğuyla. Neyse ki Fransa elendi, A grubunda sonuncu oldu, takım ülkesine döndü de, tartışma Sarkozy ile ülke sınırları içine hapsoldu, tabi şimdilik. Fransa'ya bu bölümde özel olarak değindim, şimdi diğer takım değerlendirmelerine geçebilirim.

Kabus gibi geçen ilk grup maçları sonunda aklımızda kalan birkaç nokta vardı ama bunlardan en önemlisi; defansif futbol ve beraberliklerdi. Dünya kupasına gelen takımların hocaları sanki kupadan önce bir toplantı yapmış, toplantı sonunda oy birliğiyle en iyi savunma yapan takımın, en az gol yiyen takımın şampiyon olacağına karar vermişlerdi. Bu belki işin esprisi ama çoğu teknik adamın kafasının bir köşesine Mourinho'nun birkaç hafta önce kazandığı kupaların kazanılma şekli yerleşmiş gibiydi. İlk maçlara baktığımızda bir ara Mourinho-nizm gibi bir akımın başladığını düşünmüştüm. Aslında hala öyle düşünüyorum ama birkaç takım beni bu fikrimden caydırmaya çalışıyor, iyi ki de öyle yapıyorlar. Açıkçası bu konuyu şu cümleyle noktalayabiliriz, 'Futbola tek Mourinho yeter, fazlası zarar olur, hatta futbol yok olur.'

A grubunda Uruguay fırtınası vardı sanki. Grup maçlarında belki de en 'takım' görüntüsünü verdi Uruguay. Forlan'ın geçen sezon ki performansı yükselerek artıyor, onun önderliğinde Uruguay yarı final görebilir diye düşünüyorum. Kupadan önce ismi pek de anılmayan mavilerde, grup maçlarında en göze batan oyuncu bana göre Suarez. Ajax fabrikasının son yıllardaki en büyük çıktısı olan futbolcu, geçen sezon da Avrupa'da en fazla gol atan oyuncu olmuştu. İleri ucun her yerinde oynayabilen Suarez; seriliği, sürati ve uyumuyla benim önemlilerimden. Çeyrek finale çıkma maçında da Uruguay, Güney Kore karşısında biraz daha ağır basıyor. Güney Afrika zayıf bir takım ve bence yine de gruptan çıkış biletini almak için iyi zorladılar -biraz da seyirci desteğiyle, gerçi vuvuzela ile ne kadar destek olabilecekse- ama üst tura çıkamadılar. Meksika gruptan çıkabilecek iki takımdan biriydi kupadan önce çoğu futbolsever için ve öyle de oldu. Meksika demişken, Dos Santos parlamaya çalışan ama bunu bir türlü başaramayan bir yıldız gibi, her maçta zorluyor zorluyor zorluyor ama sonuçta kişisel olarak ortada hiçbir şey yok. Neyse ki üst tura çıktılar. Meksika'nın üst turdaki rakibi Maradona'nın Arjantin'i. Tarihinin en zor dünya kupasına katılım sürecini yaşayan Arjantin grup maçlarında Maradona'nın karizması, Messi ve arkadaşları ile birleşince farklı bir şekle büründü. Açıkçası bu rüzgar onları en azından bir yarı finale sürükleyebilir. C grubunda son dakika golü ile grup birincisi olan Amerika, futbolsal olarak bakıldığında çoğu kişinin olduğu gibi benim de sempatimi kazandı. Mücadelesi, takım oyunu, mütevazi kadrosu ile Amerika belki de ilk kez bir alanda arkasındaki desteği tüm dünyaca giderek arttırıyor. Yine de gruplardan çıkan tek Afrika takımı olan Gana ile yapacağı maçta ortada geçecek gibi duruyor. Onları çeyrek finalde görürsek şaşırmayalım bence. Turnuva öncesi favori takımım olan -Capello faktörü ile- İngiltere son grup maçı hariç sanki turistik gezi için Afrika'ya gelmiş gibiydi. Etkisiz futbolunu, kötü kalecileri ve Rooney ile birleştirince ortaya hakikaten çok kötü bir yemek çıkıyor. Düşünün bu kötü yemeği Profesör Capello bile zorla adam edebildi. O da sadece şimdilik. Çünkü karşılarında bundan önceki futbol ideolojilerine aykırı bir futbol mentalitesi ile oynayan, yılların katı/sağlam takımı panzerler var. Dedim ya bu sefer bir farklılar. Dünya kupalarında en fazla final oynayan takım Almanya'yı konuşurken bahsetmemiz gereken bir kişi daha var sanırım. 3. kuşak bir Türk olan Mesut Özil şuanda Almanya'nın yani Löw'ün üstüne sistem kurduğu bir futbolcu. Bana göre Almanya'nın bu hareketli futbolunun anahtarı da Mesut Özil. Heralde onu izlerken benim gibi herkesin biraz yüreği yanıyor ama şunu belirtmekte fayda var bu dünya kupasında bizim tek tesellimiz de o.(ve onun gibileriydi: Eren Derdiyok, Gökhan İnler, Hakan Yakın) Almanya turnuva takımı kimliğini sürdürebilecek mi bilmiyorum ama benim favorim İngiltere. Bunu söylüyorum ama yanılma ihtimalim de yüksek, bu yüzden bu kararımı üstüne basarak söylemiyorum. Capello faktörü öne çıkabilir diye düşünüyorum lakin heralde hepimizin ortak bir kanaati var ki o da bu maçın erken bir turda oynandığı. Hollanda belki de her kupanın en renkli ama bal yapamayan arı niteliğindeki takımı. Bu sefer öyle aham şaham bir futbolla başlamadılar kupaya ve sonunu getirme ihtimalleri olabilir. Çok kötü İtalya karşısında galip gelip üst tura çıkan Slovakya karşısında favori portakallar. Yazımın ilk paragrafına geri dönelim. Anlattığım o hikayede kazanan bir takım vardı. O kupayı kazanan takım, bir diğer deyişle son dünya şampiyonu olan takım bu dünya kupasında grup sonunculuğu ile ülkesine döndü. Aslında as kalecisinin yaptığı şu açıklama her şeyi aydınlatıyor ve daha net anlamamızı sağlıyor: "Evet inanılması zor ama bu doğru, biz eve dönüyoruz. Yeni Zelanda ve Slovakya gerçekten saygıdeğer takımlar ama daha fazlası değiller. Grubumuzdaki takımları mağlup etmeyi başaramayınca bu kaçınılmaz oldu ve evimize dönüyoruz." Evet Buffon haklıydı, son dünya şampiyonu İtalya kupada galibiyet bile alamadan F grubunu sonuncu tamamlıyordu. Paraguay benim grup maçlarında oynadığı futbolla favori olarak gördüğüm takımlardan. Karşılarında Danimarka'yı kupa dışında bırakan Japonya var. Japonlar da hızlı ve presi sahanın her alanına yayabilen bir takım ama Paraguay %51 ile benim tablomda favori. Brezilya deyince heralde herkes şöyle bir yutkunur. Dünya kupasını en fazla müzesine götüren(5) bu takım, gruplarda öyle iç açıcı bir futbol oynamadı ama gruptan lider çıktı. Kötü futbol ama sonuç oyunu ile üst tura çıkan Brezilya'da konuşulacakların başında Elano geliyor bence. Ülkemizde güzel bir karşılamanın sonunda belli bir zaman sonra her yabancı oyuncunun uğradığı futbolcu olup olmadığı tartışması Galatasaraylı futbolcuyu da vurmuştu. Bu yüzden moralsiz ve formsuz gitmişti kupaya ama grup maçlarında attığı iki golle en önemli oyuncu şuan milli takımında. Şanssız bir şekilde Fil dişi maçında sakatlandı ama verilen son bilgilere göre durumu şuan iyi ve ileri ki turlarda onu izlemeye devam edeceğiz. Bu arada teknik direktör Rijkaard ile yönetim Elano konusunda hala zıt düşünüyorlarmış, heralde yöneticiler milli takımımız gidemedi diye dünya kupasını boykot ediyor, maçları izlemiyorlar. Belki de Brezilya maçlarını izlemiyorlar, kim bilir? Üst turda Brezilya'nın karşısında Şili var. Brezilya bu kupayı alabilecek en önemli favori ve bu yüzden Şili'nin işi bir hayli zor ama sonuçta sürprizlerin bol olduğu bir dünya kupası yaşıyoruz. Cristiano Ronaldo'lu Portekiz ise son Avrupa şampiyonu İspanya ile oynayacak. Bu maç güzel olabilir zira ne İspanya normal olan süper formunda ne Portekiz kolay lokma. Ayrıca Ronaldo'ya bir parantez açalım. Dünya kupası maçlarında kaptan Ronaldo. Her topun başında o, maçlarda garip mesafelerden şutlar atan o (bunu Hollanda'dan Sneijder ile Şili'den Sanchez'de çok yapıyor, kim çıkardı bu modayı?), topu ayağına alınca kafasını kaldırmayan o. Sanki bir şeyleri ispat etmek ister gibi, sanki kendi kendine oynuyor gibi. Umarım bir an önce düzelir, çünkü ben eski Ronaldo'yu özledim. Umarım bir an önce düzelir, çünkü düzelmezse onu bekleyen Mourinho var, ben karışmam. Bu dünya kupasında olmayacak futbolcular arasında gösterilmişti, Didier Drogba. Fil dişi'nin Japonya ile oynadığı hazırlık karşılaşmasında kolu kırılmıştı. Herkesi hayal kırıklığına uğratan bir haberdi bu. Mourinho'nun dünya futboluna sunduğu, ideal santrafor tipine bariz bir şekilde uyan bir futbolcu Drogba. Futbolunu bir kenara bırakırsak, sakat sakat, özel alçı ile dünya kupasında oynaması da daha çok kaynaştırdı futbolseverlerle Drogba'nın arasını. Çok radikal olacak belki ama şuan da günümüz futbolunda, dünya coğrafyası üzerindeki en iyi santrafor diyebiliriz onun için. Belki bazılarımızın kulağına abartılı bir cümle gelebilir ama iyi düşündüğümüz zaman onun bir takım için ne kadar önemli olduğunu net bir şekilde görebiliriz. İspanya ise kötü başlayan turnuvaya özenip kötü başlayan favorilerden, son dönemde favori takım özelliğini Brezilya ve Arjantin'e kaptırsa da sonradan açılan İspanya bana daha korkutucu ve tehlikeli geliyor.

2010 dünya kupasında Afrika takımları tel tel döküldü. 6 Afrika takımıyla başlayan turnuva, tek Afrika takımıyla(Gana) sürecek. Amerika takımları Afrika takımlarına nazire yaparcasına başarılı. 8 takımdan 7'si yoluna devam ediyor (Bir tek Honduras elendi). Kupaya en fazla takım gönderen kıta olan Avrupa(13), 7 takımını kaybetti, geriye kaldı 6 takım.(Almanya, Hollanda, İngiltere, İspanya, Portekiz, Slovakya) Asya takımları %50 başarı ile devam ediyorlar. 4 takımdan 2'si yoluna devam edecek.(Güney Kore ve Japonya) Tek Okyanusya takımı Yeni Zelanda zaten öyle uzun süreliğine gelmemişti turnuvaya. Kötü başlayan bu turnuva bence bundan sonra 'iyi' kimliğini yakalayacak. Zira dünya kupası şimdi başlıyor. Artık takımlar için bir sonraki maç olmayabilir. "Kaybedecek çok şey yok ama kazanacak çok şey var" sözünü şimdi sandıklardan çıkarma vakti, hazır sandıkları çıkarmışken şu vuvuzela denen aletleri de toplayıp sandıklara kapatalım, belki biraz taraftar sesi duyarız. Hele bir de Ömer Üründül kendisine biraz tatil verip bundan sonraki maçları sadece izlerse geri kalan maçlarda hiç gol olmasa da çok üzülmeyiz heralde. Sürekli 'Enteresan' kelimesini ve 'Bloklar halinde futbol' kelime grubunu duymaktan çok sıkıldım ve -dık. Zevkli, bol pozisyon ve bol gollü, az sakatlık haberli maçlara.

Bir sonraki " Futbol'un Dili " bölümünde görüşmek üzere..

Hakan Tamtürk

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder