14 Haziran 2010 Pazartesi

"Yeter, söz milletin olamaz!"


TARİH'İN SÖYLEDİKLERİ 1

Bir Demokrat Parti İncelemesi :

Bundan elli yıl önce, 27 mayıs sabahına Türk halkı farklı bir şekilde uyanıyor, Alparslan Türkeş'in soğuk sesi radyoda yankılanıyordu. Beklenen ihtilal gerçekleşmiş ve on yıllık Demokrat Parti iktidarı asker gücü ile devrilmişti. Halkın ilk kez adil bir şekilde seçtiği başbakan, bir diğer deyişle Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk demokratik başbakanı Adnan Menderes de çoğu Demokrat Parti'li gibi Yassıada'nın yolunu tutmuştu. Halk egemenliğine vurulan en büyük darbelerden biri olan ve hala daha tam manasıyla gün yüzüne çıkmamış sırlarıyla 27 Mayıs, bir başbakan ve iki bakanın canına mal olmuş ve Türkiye büyük bir gözyaşının içine düşmüştü. Peki bu süreç nasıl işlemişti? Demokrat parti on yıllık süre içerisinde neler yapmıştı ve sonunda Yassıada'ya nasıl gelinmişti? "Tarih'in Söyledikleri" bölümünün ilk konusunu bu şekilde kısaca anlatmış oldum, şimdi makaleye giriş yapabilirim.

Kuruluşu ve Yükselişi :

1945 yılında 2.Dünya Savaşı bitmiş ve dünya devletleri rejim olarak çoğunlukla ortak bir düzene girmeye başlamıştı. İsmet İnönü'de bir muhalefet partisinin eksikliğini hissetmişti ki bunu beyanlarında da açıkça ifade etmeye başlamıştı. Bunlar sallanmakta olan bir dalı koparmaya yetmişti. CHP mebusları Celal Bayar, Fuat Köprülü, Refik Koraltan ve Adnan Menderes, yani meşhur 'Dörtlü Takrir' imzacıları yeni parti için son hazırlıklarını yapmışlardı. Demokrat Parti adında, ' Yeter, söz milletindir! ' sloganındaki parti Türkiye Siyasi hayatında büyük değişimlere yol açacak yolculuğuna başlıyordu. Onların CHP'den ayrıldığı en önemli nokta, laiklik tanımıydı. Onlara göre laiklik; din düşmanlığı değildi, olamazdı. Yine belirtmek gerekir ki dörtlü takrir'in içeriği kanun ve kuralların daha hürriyetçi bir anlayışla değiştirilmesi talebinde bulunuyordu. Ne yazık ki Demokrat Parti, iktidarı süresince, sıkıştığı durumlarda hiç de kendi eseri olan takrir'e uygun hareketlerde bulunmayacak ve anti-demokratik yollara başvuracaktı.

Çağ dışı uygulamalı, açık oy gizli sayım, 1946 seçimlerinden sonra CHP, padişah koltuğunu kaybedeceğini anlamaya başlamıştı. 1947 yılında program ve tüzüğünde değişiklikler yaptı. Kırsal kesimdeki delegelerin görüşleri onlar için önemli olmaya başlamıştı veya artık önemli olmalıydı. 'Katı laiklik' düşüncesi de yavaş yavaş bırakılıyordu. CHP kısaca, halkı kaybetmeye başladığını anlıyor gibiydi. 1949 yılında İmam Hatip okulları açıldı. Yine de tüm bu göz boyamalar işe yaramayacak, 14 mayıs günü yapılan genel seçimlerde DP oyların yüzde 53'ünü alarak Meclis'de 408 sandalye kazanacaktı.(487 mebuslu meclis) O zaman uygulanan çoğunluk sistemi bu yenilikçi ama bir o kadar da acemi partiyi 4.yılında, ezici üstünlükle iktidara taşımıştı. Belirtmek gerekir ki iktidarının daha hemen ertesinde gizli bir darbe teşebbüsü de yaşıyordu Demokrat Parti, bu kadar erken ve ciddi bir şekilde. Sanki hazin son daha başlangıçta belliydi, belirlenmişti onlar için.

İcraatları :

1.Demokrat Parti Dönemi

İlk işleri ezanın Arapça okunması yasağını kaldırmak oldu. Radyolarda dini yayın serbest oluyor, isteğe bağlı din dersleri de zorunlu kategorisine alınıyordu. Atatürk heykellerine yapılan saldırılarla 'kim daha fazla Atatürkçü?' yarışı başlıyordu, CHP ve DP arasında. 1951'de Atatürk'ü koruma kanunu meclisten geçiyordu. 1951'in sonunda ise Türkiye, Kore Savaşı'na giriyor ve sonunda bunun büyük mükafatı(!) olarak NATO'ya kabul ediliyordu. Bu biraz olsun iktidar-muhalefet yumuşaması olacaktı ancak geçici iyilik halinin ortadan kalkmasıyla hem muhalefet hem iktidar pençelerini birbirlerine daha görünür tutmaya başlayacaklardı. 1954'de Amerika'dan eli boş dönen Celal Bayar, çareyi muhalefete ve organlarına baskı yapmakta bulmuştu. Basın kanununun değişmesi demokratik ilkelerden birine atılmış kurşunun en büyüklerinden biriydi. 1954 seçimleri, var olan çoğunluk sisteminin ekmeğine yağ sürmesi ile, Demokrat Parti'nin iktidarını kuvvetlendirdi. DP'nin 488 vekiline CHP 31 gibi çok düşük bir vekil sayısıyla karşılık vermişti. Bu sonuç Türkiye'de asıl gerginliklerin başlangıcı gibiydi.

2. Demokrat Parti Dönemi

Cumhuriyet Halk Partisi'ni desteklediği için Adıyaman, Malatya'dan çıkarıldı, Kırşehir ili ilçe yapıldı. Bunları bir kenara koyarsak, Türkiye üzerinde kurgulanan kirli planlar su yüzüne daha net bir şekilde 6-7 Eylül 1955 olayları ile çıktı. "Ata'nın Selanik'deki evine bomba atıldı" yalan-tahrik haberiyle başlayan olaylarda -Rum vatandaşlarımıza karşı yürütülen ama asıl hedefi Türkiye ve Demokrat Parti olan- ülkedeki azınlıkların mallarına yönelik büyük saldırılar meydana geldi. Bu olaylarda iktidar partisinin ilk başlardaki gevşek tutumu da büyük rol oynadı. Yıllar sonra emekli bir orgeneralin itirafıyla Türkiye, derin devlet içindeki o esrarengiz ve kilit kurumun ismini duyacaktı : "Özel Harp Dairesi". Demokrat Parti bu olayla daha da köşeye sıkış(tırılacak)acak ve köşeye sıkıştıkça verdiği tepkilerde kendisine değil, onu alaşağı etmek isteyenlere yarayacaktı. 1956'da Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri kanunundaki değişiklikle, açık hava toplantıları yasaklandı, kapalı toplantılar izne bağlandı, tezahürat, gösteri ve protesto yasaklandı. Demokrat Parti bir kuyunun içine çekiliyordu ve faaliyetleri de bu sürüklenişi hızlandırıyordu. DP raydan çıkmıştı artık. Kurucularından biri olan Fuat Köprülü'nün istifası ile iyice panikleyen DP, erken seçim kararı aldı.

3. Demokrat Parti Dönemi

1957 seçimlerini de DP kazanmıştı ama CHP daha önce 31 olan milletvekili sayısını 178'e çıkarmıştı. Menderes öfkeliydi ve bu öfkesi son dönemine girdiği partisiyle onu kötü sona yaklaştırıyordu. Ekonomi küçülmüş, başlangıçtaki cicim yılları bitmiş, halk fiyat artışlarıyla tanışmıştı. Bütün bunlar olurken DP ve Menderes farklı ve tehlikeli bir sorunla karşı karşıya kaldılar. Siyasi tarihimize '9 subay olayı' olarak geçen 1958 yılındaki olayda bir subay darbe hazırlığı gerekçesiyle iktidarı uyarmıştı. Olay sonunda dokuz subay yargılandı ama hepsi aklandı, biri hariç. Aklananlar arasında olayı ihbar eden Samet Kuşçu yoktu. Bu subay iki yıl hapis cezası alacaktı. Celal Bayar yıllar sonra " 9 subay olayının üstüne doğru bir şekilde gidilseydi, 27 mayıs olmazdı" diyecekti. Demokrat Parti kadroları gelen tehlikenin farkında olmadığı gibi önünü de açmışlardı. Bu dönemden sonra ise darbe süreci resmen başlıyordu. Alt kadrolardaki askeri personel 27 mayıs hazırlıklarına başlayacaktı. Yanmak için çabalayan ateşin üstüne Demokrat Parti oksijen gazı vermişti. 1958 yılında ülke ekonomik bunalıma girmişti. DP buna rağmen çözümü farklı yönlerde arıyordu. 1958'de 'Vatan Cephesi' kuruldu. DP sanki savaşa gider gibi kendi tarafını belirliyor, halkı da buna alet etmeye çalışıyordu. Bunda başarılı da oldu, ülke artık çift kutup olarak ikiye bölünmüştü ve karışık bir hale gelmişti. 1959 yılında İngiltere'ye giden Adnan Menderes'in uçağı sis yüzünden düştü. Başbakan uçaktan sağ çıkan tek kişiydi. Yurda döndüğünde Menderes'i karşılayanlar arasında İnönü'de vardı. Bu sadece bir günlük bir ateşkesti. Uçak kazasından sağ kurtulan bu Aydınlı çiftçi başbakan iki yıl sonra dar ağacında idam edilecekti. Ülke krize doğru sürükleniyor ve memleketin önemli yerlerinde büyük olaylar yaşanıyordu. İp gibi gerilen halk da, siyasetteki gerginliği özümsemiş ve bunu olaylara karışarak ortaya koymaya başlamıştı. Uşak ve Topkapı olaylarında İsmet İnönü saldırılara uğradı. Birileri(!) istedikleri oyunu sahnelemeye başlamıştı. Hükümetin basına karşı tavrı daha da sertleşti. 1960 yılına kadar 1460 gazeteci yargılanmış, 577'si tutuklanmıştı. 1960 yılında Milli Şef İsmet Paşa son hamlelerini yapmaya başladı. Said Nursi ve başbakan ilişkisi bu yönde kullanılacaktı. Adnan Menderes'de keskin konuşmalar yapıyor, gerginliği daha da arttırıyordu. 'Odunu göstersem vekil seçtiririm.' , 'Siz isterseniz hilafeti de geri getirebilirsiniz.' ve en son olarak da profesör ve hukukçulara yönelik 'Kara cüppeli papazlar' tabirini kullanması bardağı taşıran son damlaydı. Kayseri'ye giden İnönü'nün treni durdurulacak, tüm engellemelere rağmen İsmet Paşa, iktidara meydan okuyarak Kayseri halkının karşısına çıkacaktı. Ünlü Tahkikat Komisyonu görüşmelerinde İsmet İnönü, o talihsiz konuşmasını yaptı ve gelen tehlikeyi tüm çıplaklığıyla ortaya koydu. İnönü, DP'ye hitafen 'Bu yolda devam ederseniz sizi ben bile kurtaramam.' diyecekti. Bu konuşmaya rağmen komisyon kuruldu. Bu komisyon zamanın İstiklal Mahkemeleri havasıyla ülkede adeta korku rüzgarı estiriyordu. Menderes, halka güveni biraz abartmıştı ki uzaktan ona doğru gelmekte olan postalları görmüyordu. Başbakan sağlıksız kararlar almaya devam ediyordu. Derde derman olacak gibi İnönü'yü meclisten uzaklaştıran karar alındı. 1960 yılının baharıyla ülkede üniversite olayları patlak verdi. İstanbul ve Ankara'da sıkıyönetim ilan edildi. Harbiyelilerin ve üniversite öğrencilerinin '555K' günü gösterisiyle olaylar daha da büyüdü. Başbakan tartaklandı. 25 mayısta Menderes'i Eskişehir'de karşılamaya gelen askeri birliğin, elini sıkmak yerine başbakana arkalarını dönmesi gelinen son noktanın vahametini ortaya koydu. Menderes başkente bir daha başbakan sıfatıyla dönemeyecekti. 27 mayıs sabaha karşı 03.00'da Alparslan Türkeş'in sesiyle Türkiye karanlık bir döneme uyanıyordu. Öyle bir kara leke olacaktı ki bu, şuan bile izleri durmaya devam edecekti. Demokrat Parti dönemi resmen bitmişti, 10 yıllık halk egemenliği de sandıklara kaldırılmıştı. Halkın seçtikleri, halkın vergileriyle ayakta duran silahlı kuvvetler tarafından -ki büyük Türk ordusu(!) bunu alışkanlık yapıp her on yılda bir canı sıkıldığında yönetime el koyup silahı halkına çevirecekti- iktidardan indiriliyordu.

Yassıada Nedir?

Yassıada karanlıktır. Yassıada saygısızlıktır, zulüm, insafsızlıktır. Haksızlıktır Yassıada. Yassıada iğrençliktir, acıdır, gözyaşıdır. Affedilmeyen ve affedilmecek olandır Yassıada. Hatadır Yassıada. Üç önemli ve değerli insanın mezarı yapılmıştır Yassıada. Yassıada halka karşıdır, zannedilmiştir ki bu millet bu yapılanı unutur! Halkın darağacına götürüldüğü yerdir Yassıada, egemenliğin ayaklar altına alındığı, kirli ellerin, postallıların fütursuzca halkı sindirmesidir Yassıada. 11 ay 1 gün sürmüştür Yassıada ve sonunda Türkiye'nin ilk demokratik başbakanı ve onun iki bakanı hunharca öldürülmüştür.

Bir sonraki "Tarih'in Söyledikleri" bölümünde görüşmek üzere..

Hakan Tamtürk

Yararlanılan Kaynaklar :

1) APUHAN Recep Şükrü, 27 Mayıs'dan Yassıada Mahkemelerine 'Menderes'
2) HÜR Ayşe, Dersimiz Demokrat Parti, 30 Mayıs 2010 - Taraf Gazetesi
3) Ntv Tarih Dergisi, Mayıs Sayısı - 27 Mayıs 1960 50. Yıl

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder