10 Temmuz 2010 Cumartesi

"Boğalar Portakal Bahçesinde"


FUTBOL'UN DİLİ 3

2010 Dünya Kupası Analizi

İspanya - Hollanda Finali :

Açıkçası farklı bir final istiyordum. Belki bir Uruguay, belki Şili, belki ABD, belki Paraguay. İstiyordum çünkü maçlarda direkt olarak kazanmak isteyen takımlardı bunlar. Kısıtlı kadrolarına rağmen karşısındaki büyüklere kafa tutan, aradaki tekniksel farkı mücadele ve takım oyunuyla kapatan takımlardı. Olmadı, bir kez daha iki büyük takımı finalde izleyeceğiz. Biri İspanya, diğeri Hollanda.

Dünya kupasına çok rahat gelen iki takım, Hollanda ve İspanya. Dünya kupasında ise vasat futbolu aşamayan iki takım. İspanya mağlubiyetle başladığı grup maçlarında, son iki maçını kazanıp grubundan lider çıktı. Portekiz'i zorlanmadan yendi, çeyrek finalde Paraguay maçı onlara futbolda şansın önemli bir unsur olduğunu gösterdi. Yarı finalde ise kupanın flaş takımını, Almanya'yı yendiler. O maça bir parantez açmak gerek, çünkü domine oynayan bir İspanya vardı sahada diğer maçların aksine. Diğer tarafta ikinci turda Slovakya'yı zor, çeyrek finalde bu kupa'nın Tanrı'sı Brezilya'yı, birazda deyim yerindeyse kaşla göz arasında, yenen Hollanda var. Hollanda yarı finalde Suarez ve Lugano'suz Uruguay'ı yine aynı deyimle yendi. Bu iki takımı yarın akşam final maçında izleyeceğiz. Şimdi de bu kupanın bir kaç önemli noktasına değineceğim.

İnce Çizgiler :

- Vasat ilk grup maçlarının ardından, diğer maç ve turlarda biraz olsun futbola doyduk. Yine de her ne kadar tatmin olmasak da dört yılda bir organize edilen Dünya Kupası yarın bitiyor, bize de bir dört yıl daha beklemek düşüyor.(Bir daha ki sefere lütfen kendi takımımızı tutabilelim, diğer takımlardaki türk oyuncularla avunmak istemiyoruz.)

- Bundan önceki yazımda, Amerika takımlarının başarısından bahsetmiştim. Herkes bu kupanın Avrupa'ya gelmesi ihtimalinin çok düşük olduğundan bahsediyordu, bende dahil. Lakin Avrupa yine üstün çıktı, hem de bu sefer farklı kıtadaki bir dünya kupasını getirecekler Avrupa'ya.

- Öne çıkan futbolcular vardı takımlarında; Mesut ve Müller ikilisi Almanya'da, Villa İspanya'da, Gyan Gana'da, Sneijder ve Robben Hollanda'da, Suarez ve Forlan Uruguay'da benim ilk aklıma gelenler. Sneijder demişken, eğer dünya kupasını da kazanırsa, kendi oynadığı takımda (İnter) lig, kupa ve şampiyonlar ligi şampiyonluğunun ardından dünya kupasını kaldıran ilk futbolcu olacak. Bu da Real Madrid'de ismini unutmaya başladığımız ama Mourinho'nun onu İnter'e alıp yeniden parlatmasıyla meydana çıkan Sneijder için çok önemli olsa gerek. Aslında aynı sözler Robben için de geçerli. Onun bir şampiyonlar ligi kupası eksik olacak.

- Bazı önemli hocalar için hayal kırıklığı oldu bu kupa. Capello, Lippi, Maradona, Eriksson, Aguirre, Dunga, Le Guen, Domenech, Rehhagel, Queiroz, Hitzfeld. Bu isimler istediğini alamamak bir yana, bazıları gruptan çıkaramadı takımlarını. Tabi aralarından Capello ve Lippi'yi -isimlerine ve geçmişlerine bakarak- ayırmak lazım diğerlerinden, başarısızlık olarak. Bir de Domenech var tabi. O hem başarısız, hem rezil oldu dünya kupasında. Bu da onu ayrıcalıklı yapıyor diğer başarısız hocalardan.

- Finalde şampiyonu kahin ahtapot Paul İspanya olarak belirledi. Bende öyle düşünüyorum. Paul dedi diye değil, kötü başlayıp ama sürekli üstüne koyarak geldi İspanya finale. Bu saatten sonra kupayı bırakacaklarını düşünmüyorum. Hollanda ise sürprizi yaparsa şu noktadan yapar: İki defa final oynadılar dünya kupasında ve daha önce hep iyi oynayarak geldiler o noktaya. Şimdi ise takım halinde oynamayı benimsemiş, düzenli ve kontrollü oynayan bir takım olarak finalde Hollanda. Bu sefer yüzleri gülebilir.

- Üçüncülük maçında gönlüm Uruguay'dan yana, futbol mantığım ise Almanya diyor. Oynadıkları pozitif futbolla aslında şampiyonluk yakışırdı Almanya'ya ama sahada onlardan bir gömlek daha üstün bir İspanya vardı.

- Son olarak hakemlere ve Trt1'e değineceğim. Kötü bir görüntü çizdiler bu turnuvada hakemler. Herkes bu konuda hemfikir. Fakat buradan çıkarılabilecek iyi noktalar da var. Özbek hakem Ravşan İrmatov' dan bahsediyorum. Soğukkanlılığı, pozisyonları süzüşü, duracağı yerleri iyi bilmesi, futbolcularla diyalogları ve doğru kararlarıyla ön plana çıktı. Fifa'da ona yarı final (kupada 5 maç yönetti ayrıca) maçını verdi, hem başarısına ödül olarak hem de ona güvendiğini göstermek için. Bir diğer önemli nokta biz ve hakemlerimizle ilgili. Bu kupada da gördük ki futbolda hakem hata yapacaktır ve yine gördük ki bu salt bizim hakemlerimize ait bir özellik değilmiş. Üzerinde aşırı baskı hisseden her hakem maç esnasında doğru kararlar veremez, sağlıklı maç yönetemez. Lig başlamadan belirtmekte yarar var, bence hakemlerimize karşı artık biraz daha saygılı olmalıyız. Çünkü iyi hakemlerimiz var ve bu sayı ileride artacak. Yeni sezon öncesi bu iyi dileklerimizi dileyelim. Gelelim Trt1'e. Dünya kupasına sıfır hazırlık ile başlayan bu kanal, bizim vergilerimizle oraya götürdüğü, futbolla uzaktan yakından ilgisi olmayan, olsa bile bu konuda başarısız olan, insanları maçlarda yorumcu olarak oturtup, açıkçası turnuva boyunca bize perişanlık adına her şeyi yaptılar. Bu kanal bir de son ihale de süper lig maçları için aday olmuştu. Düşününce insanın nefesi duruyor. Ömer Üründür'ün lig maçlarını yorumlaması heralde facia olurdu herkes için. Sonuç olarak turnuvayı bize çok kötü bir şekilde aktardı Trt, her bakımdan. Ayrıca iki-üç gün önce bir akşam, yine Trt1'deki spor programında dünya kupasını konuşuyorlardı. Programın konukları Hakan Şükür ve Emre Belözoğlu idi. Söz dönüp dolaştı hakemlere geldi. Spiker belirtmedi ama ligimizin bana göre en çirkef, hakemlere karşı da en saygısız futbolcusu Emre, her hakemin futbolcular gibi futbolda hata yapabileceğini ve bunların mazur görülmesi gerektiğini söyledi. Tabi spiker bunlara karşılık bir şeyler söyle(ye)medi ama biliyorum Türkiye'de futbolla ilgilenen herhangi bir insanı alıp, o programa götürseydik heralde Emre'ye sözlerinde ciddi olup olmadığını sorardı. Ligimizde hakemleri konuşacak son futbolcu, hakem hatalarıyla ilgili ne de anlayışlı konuşmuştu o akşam yarabbim. Hakem de insan dedi, hata yapar dedi. Söyledi de söyledi. Ey Emre Belözoğlu; seni hiç tanımasak, söylediklerini belki ciddiye alırdık, senin tüm sezonlar yaptıklarını bilmesek, söylediklerine belki inanır sana güvenirdik. Ama bence sen bizde bıraktığın bu izlenimle hakemlerimizle ilgili hiç konuşma, boşver gitsin..

Bir sonraki " Futbol'un Dili " bölümünde görüşmek üzere..

Hakan Tamtürk

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder